Çocuk Ruh Sağlığı

Öğrenme Bozuklukları (Disleksi)

Öğrenme güçlüğü ifadesi çok etmenli ve heterojen bir çok klinik durumu kapsamaktadır. Özgül öğrenme bozukluğu terimi ise, zihinsel ve duyusal engellilik, ruhsal ve nörolojik sorunlar ya da psikososyalolumsuzluklar ile açıklanamayan bir grup “spesifik” öğrenme bozukluğunu tanımlamak için kullanılır. Öğrenme bozuklukları bir çocuk veya ergenin okuma, yazılı anlatım veya matematik alanlarında genel zekâdüzeyine oranla daha düşük akademik başarı göstermesiyle karakterizedir. DSM-5’te öğrenme bozukluğu, zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlerde, yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda; okuma, matematik ve yazılı anlatımının beklenenin önemli ölçüde altında olması ve belirtilerin en az altı ay devam etmesi, şeklinde tanımlanmaktadır.

Epidemiyoloji:

Yapılan çalışmaların büyük bir kısmında öğrenme bozukluğu sıklığı okul çağındaki çocuklarda %5 ile %15 arasında değişim gösterirken, erişkinlerdeki yaygınlığı ortalama %4 olarak bildirilmiştir.Çalışmaların birçoğunda erkeklerde daha sık görüldüğü belirtilmesine rağmen son yapılan çalışmalar cinsiyetler arası pek bir farkın olmadığını göstermiştir.

 

 

Otizm Spektrum Bozukluğu

Otizm spektrum bozuklukları (OSB) çocukluk çağı nörogelişimsel bozuklukları içinde yer alan bir klinik tanı grubudur. Belirtiler erken çocukluk çağında başlamakta olup, sosyal-iletişimsel alanda (örn.  zayıf entegre olmuş sözel ve sözel olmayan iletişim, anormal göz kontaktı ve beden dili veya jestleri anlamakta ve kullanmakta yetersizlik ve yüz ifadesi ve beden diline kadar bariz eksiklerin varlığı) belirgin yetersizlikler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgi alanları (örn.  basit motor stereotipiler, oyuncakları dizme veya çevirme, ekolali, idiyosentrik cümleler,  ufak değişimlerde aşırı stres, geçişlerde zorluk, sert düşünce tarzı, selamlaşma ritüelleri, her gün aynı yolu veya aynı yemeği tercih etme,  yaygın olmayan nesnelere anormal aşırı bağlılık, aşırı tekrarlayıcı veya sınırlı ilgiler) ile seyreden bir bozukluktur. (APA 2013) 
Bu çocuklarda ayrıca, acıya/sıcağa aşırı duyarsızlık, belirli ses veya dokunuşlara karşı beklenmeyen tepki, nesneleri aşırı koklama veya onlara aşırı dokunma, ışık veya hareketle görsel olarak çok meşgul olma gibi duyusal alanda aşırı ya da az duyarlılık veya çevrenin duyusal boyutuna aşırı ilgi gösterme davranışları görülebilmektedir.

EPİDEMİYOLOJİ :

- 1970 ler nadir olduğu söylenmekte idi. 
- 2000 li yıllarda artık %1 prevalans belirtildi. 
Son çalışmalar çok daha fazla rakamlar bildirmektedir. 
- Amerika hastalıkları kontrol merkezi(CDC) verdiği bilgiler:  
- 2006:  1:150  
- 2012:   1:88
- 2014:   1:64   
- Erkek>Kız  ,Erkek:Kız = 3-4 
- Normal IQ larda,   Erkek:Kız = 5.75:1 
- Düşük IQ larda,     Erkek:Kız = 1.9/1 (Fombone 2005),
olarak saptanmıştır.

Çocuk ve Ergenlerde Depresif Bozukluk

Depresif bozukluklar çocukluğun ve ergenliğin tüm yaş gruplarında görülebilir, ancak yaş arttıkça görülme sıklığı da artar. Son yapılan çalışmalarda çocuk ve ergenlerin yaklaşık %20’sinde bir ruhsal bozukluk geliştiği ve bunların en sık görülenlerinden birisinin de depresif bozukluk olduğu saptanmıştır.
Depresif bozukluk, mutsuzluk, ilgi kaybı, günlük aktivitelerden keyif alamama, huzursuzluk, irritabilite, enerji azalması, konsantrasyon güçlüğü, iştah ve uyku değişiklikleri,bedensel yakınmalar(karın ağrısı, baş ağrısı, çarpıntı, terleme,…), aile ve arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul başarısında düşme ve sosyal geri çekilme gibi bulgularla karakterize epizodik bir ruhsal bozukluktur. Bu bulguların hepsinin bir arada bulunma şartı yoktur. Bu bulgular çocuk ve ergenin yaşına, cinsiyetine, eğitimine ve kültürel özelliklerine göre farklılıklar gösterebilir. Mesela küçük çocuklarda depresifbozukluk, işitsel halüsinasyonlar ve hayali oyun arkadaşları ile oynama, içe çekilme şeklinde görülebilirken, daha büyük çocuklarda bu bulguların yerini yaşamdan zevk alamama, ümitsizlik duyguları ve intihar düşünceleri  alır. 
Çalışmalarda depresif bozukluk, okul öncesi çocuklarda yaklaşık %1-2 oranında, okul çağındaki çocuklarda yaklaşık %2-3 oranında, ergenlerde de yaklaşık %5-10 oranında görüldüğü bulunmuştur. Çocukluk çağında kızlarda ve erkeklerde aynı sıklıkta görülen depresif bozukluk, ergenlik döneminde erkeklerde kızlara göre yaklaşık 2 kat daha sık görülmektedir. Yapılan bir meta-analiz çalışmasında da 13 yaştan sonra depresif bozukluk sıklığının anlamlı bir artış gösterdiği bildirilmiştir.