Psikiyatri

Sitemizin ana eksenini oluşturan konudur. Kök konulardan biridir.

Otizm Spektrum Bozukluğu

Otizm spektrum bozuklukları (OSB) çocukluk çağı nörogelişimsel bozuklukları içinde yer alan bir klinik tanı grubudur. Belirtiler erken çocukluk çağında başlamakta olup, sosyal-iletişimsel alanda (örn.  zayıf entegre olmuş sözel ve sözel olmayan iletişim, anormal göz kontaktı ve beden dili veya jestleri anlamakta ve kullanmakta yetersizlik ve yüz ifadesi ve beden diline kadar bariz eksiklerin varlığı) belirgin yetersizlikler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgi alanları (örn.  basit motor stereotipiler, oyuncakları dizme veya çevirme, ekolali, idiyosentrik cümleler,  ufak değişimlerde aşırı stres, geçişlerde zorluk, sert düşünce tarzı, selamlaşma ritüelleri, her gün aynı yolu veya aynı yemeği tercih etme,  yaygın olmayan nesnelere anormal aşırı bağlılık, aşırı tekrarlayıcı veya sınırlı ilgiler) ile seyreden bir bozukluktur. (APA 2013) 
Bu çocuklarda ayrıca, acıya/sıcağa aşırı duyarsızlık, belirli ses veya dokunuşlara karşı beklenmeyen tepki, nesneleri aşırı koklama veya onlara aşırı dokunma, ışık veya hareketle görsel olarak çok meşgul olma gibi duyusal alanda aşırı ya da az duyarlılık veya çevrenin duyusal boyutuna aşırı ilgi gösterme davranışları görülebilmektedir.

EPİDEMİYOLOJİ :

- 1970 ler nadir olduğu söylenmekte idi. 
- 2000 li yıllarda artık %1 prevalans belirtildi. 
Son çalışmalar çok daha fazla rakamlar bildirmektedir. 
- Amerika hastalıkları kontrol merkezi(CDC) verdiği bilgiler:  
- 2006:  1:150  
- 2012:   1:88
- 2014:   1:64   
- Erkek>Kız  ,Erkek:Kız = 3-4 
- Normal IQ larda,   Erkek:Kız = 5.75:1 
- Düşük IQ larda,     Erkek:Kız = 1.9/1 (Fombone 2005),
olarak saptanmıştır.

Deliryum

Deliryumun başlıca belirtileri dikkatin odaklanmasında, sürdürülmesinde bozuklukla birlikte görülen bilinç bozukluğu; bilişte demansla açıklanmayan akut (saatler veya günler süren) değişikler ve zihinsel durumda gün boyu süren dalgalanmalardır.

Deliryumun prevalansının  %10 ile %51 arasında ve insidansının %4 ile %31 arasında olduğu görülmektedir.Yoğun bakım ünitelerinde bu oran % 80 lere ulaşabilmektedir.

Alkol Kullanım Bozukluğu

Alkol keyif verici, yatıştırıcı, uyuşturucu bazen de ilaç olarak kullanılmıştır. Alkol sağlık sorunları, trafik kazaları ,intihar, suç oranında artma, ekonomik sorunlar gibi pek çok boyutu olan biyopsikososyal bir sorundur.

Alkol kötüye kullanımında birey içme üzerindeki  denetimini kaybeder. Bazı kişiler sürekli ve düzenli içmemekle birlikte, başlayınca çok yüksek miktarda içen, içme nöbetleri olan , kendisine ve başkasına zarar verici  olabilmektedir.

Alkol kötüye kullanımı sıklıkla başka ruhsal bozukluklarla birlikte görülmektedir. Alkolizm tanısı konan kişilerde başka maddelere bağımlılık, depresyon, duygu-durum bozuklukları, anksiyete  bozuklukları, şizofreni, kişilik bozukluklukları görülebilir.

Major Depresyon (Çökkünlük)

Depresyonu, ya da daha Türkçe ifadeyle çökkünlüğü, çeşitli tanımlamalar olmakla beraber kişinin sosyal hayatını ve günlük işlerini yapmasını engelleyen mutsuz ve ümitsiz olma hali olarak tanımlayabiliriz.

Günümüz dünyasında, yaşamda büyük kolaylıklar yaşıyor olsak da mutsuzluk ve ümitsizlik hali giderek yaygınlaşmakta, dolayısıyla insanlar depresyona girdiğini zannetmekte ve sürekli bundan bahsetmektedir. Fakat aslında üzüntü, keder, ümitsizlik hayatın içinden duygulardır. Depresyonu asıl depresyon yapan ise bu duyguların ne kadar sürdüğü, ve kişinin günlük hayatını ne kadar etkilediğidir.

Major Depresyonun yaşam boyu ortaya çıkma olasılığı kadınlar için yaklaşık %20, erkekler için yaklaşık %10 civarındadır. Toplumda ise kadınların yaklaşık %6'sı, erkeklerin ise yaklaşık %3'ü depresyon hastalığına yakalanmıştır.

Bulimia Nervoza

Anoreksiya nevroza gibi son zamanlarda adını daha sık duymaya başladığımız hastalıklardan birisi bulimiya nervoza. Kelime anlamına bakacak olursa bous (öküz) ve limos (açlık) sözcüklerinden türetilmiş. Yani “bir öküzü yiyebilecek kadar büyük bir açlık” veya “bir öküz kadar yiyebilmek” anlamına gelen patolojik bir iştahı tarifler1. İlk kez 1979 yılında Russell tarafından, tıkınırcasına yeme ile sonuçlanan güçlü ve karşı konulamaz aşırı yeme krizleri, ardından gelen kusma veya telafi davranışları ve altta yatan aşırı şişmanlıktan korkma olarak tariflenmiştir. Yeterli sayıda olmamasına karşın yapılan araştırmalarda, yaşam boyu yaygınlığı kadınlarda yaklaşık %1.5 ve erkeklerde %0.5 olarak bildirilmiştir. Anoreksiya nervozada da olduğu gibi kadınlarda erkeklere oranla 10 kat fazla görülmektedir. Başlangıç yaşı genellikle geç ergenlik veya erken erişkinliktedir.

Anoreksiya Nervoza

Psikiyatrinin acillerinden: Anoreksiya Nervoza

Teknolojinin gelişmesi ve bilgiye ulaşmanın kolaylaşması ile anoreksiya nervoza toplumumuz tarafından daha çok duyulan ve bilinmeye başlanan yeme bozukluğu hastalıklarından birisidir. Oysa ki anoreksiya nervoza sanıldığı gibi modern çağda ortaya çıkan bir rahatsızlık değildir. Bilinen en eski anoreksiya nervoza olgularından birisinin 13.yüzyılda yaşamış İskoç kraliçesi Mary Stewart olduğu bilinmektedir. Peki o zaman nedir bu anoreksiya nevroza? Anoreksiya nevrozanın temel özellikleri bireyin olağan sayılan en az vücut ağırlığına sahip olmayı reddetmesi, kilo almaktan aşırı korkması ve vücut biçimi ya da boyutunu algılamada belirgin bozukluk sergilemesi olarak özetlenebilir.

Yakın zamanda yapılan yaygınlık çalışmalarında anoreksiya nevroza sıklığının her 100.000 kişide 20.2 yani genel toplumda %0.02 sıklığında görüldüğü belirlenmiştir. Bu rahatsızlık kadınlarda erkeklere oranla 10-20 kat daha sıklıkta görülmektedir. Hastalık istisnalar haricinde genellikle kadınlarda, ergenlik ve genç erişkinlik döneminde başlar.

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Obsesyonlar (takıntı, saplantı, vesvese) yineleyici, istem dışı, sıkıntı verici ve genellikle kişinin benliğine aykırı (ego distonik) olduğu için kişinin zihninden uzaklaştırmak istediği fakat bir türlü uzaklaştıramadığı (aksine zihnini daha da sık meşgul eder) her türlü düşünce, düşlem veya dürtülere denir.

Kompulsiyonlar (zorlantı) ise obsesyonların yarattığı sıkıntı hissini gidermek için yapılan her türlü eylem veya düşünceye denir.

Obsesif kompulsif bozukluğun yaygınlığı önceki yıllarda yapılan çalışmalarda daha düşük saptanmışken, günümüzde son yapılan çalışmalarda ömür boyu prevelansının %1-2 arasında olduğu gösterilmiştir. En çok görülen psikiyatrik rahatsızlıklar içinde 4. sıradadır. Genellikle başlangıç yaşı ergenlik ve genç erişkinlik dönemindedir (en sık 20 yaş civarı). Genç hastaların çoğunluğu erkektir. Bozukluk 40 yaşından sonra nadiren başlar. Eğer ileri yaşta bu bozukluk saptanırsa öncelikle organik nedenlerin dışlanması gerekir.

Özgül Fobi

Özgül fobi neye fobi denir? Hangi durumda tedavi edilir?

Korku yaşamı veya güvenliği tehdit eden mevcut veya olası bir tehlike karşısında ortaya çıkan duygusal bir tepkidir. Korkunun böyle bir tehlike karşısında ortaya çıkması ise şarttır. Bu sayede kişi tehlikeli duruma karşı önlem alır ve yaşamını güven içinde devam ettirir.

Fobiler, neden olarak gösterilen uyaranla orantılı olmayan şiddette ortaya çıkan sıkıntı hissi ve bu abartılı sıkıntı hissinin mantıksız olduğunu bilmesine karşın bireyin kaçınma davranışlarını engelleyemediği yer, durum, nesne ve işlevlere ilişkin duygu ve tepkilerini tanımlar. Bu durum bireyin özgürce yaşamasını engeller ve günlük etkinliklerini kısıtlayarak, yaşam kalitesini düşürür.

Özgül fobi ise kısaca bir nesne ya da durumdan sürekli olarak yoğun bir şekilde korku duymak veya kaygılanmak olarak özetlenebilir. Bu nesne ve durumlara kedi, köpek, yılan, örümcek, böcek vb. hayvanlar, uçağa binme, yükseklik, kan vermek, kan görmek, şimşek, karanlık, dişçiye gitmek örnekleri verilebilir.

Özgül fobilerin toplumda görülme sıklığı bir çalışmada %11.3 olarak saptanmıştır. Özgül fobiler kadınlarda daha çok görülür. Genellikle hayvan fobileri en sık alt tiptir.

Sosyal Fobi

Topluluk önünde konuşamıyorum, ellerim terliyor, yanaklarım kızarıyor, yeni insanlarla tanışamıyorum, çekingenim... Bu şikayetler size tanıdık geldiyse yazıyı okumaya devam edin.

Korku yaşamı veya güvenliği tehdit eden mevcut veya olası bir tehlike karşısında ortaya çıkan duygusal bir tepkidir. Korkunun böyle bir tehlike karşısında ortaya çıkması ise şarttır. Bu sayede kişi tehlikeli duruma karşı önlem alır ve yaşamını güven içinde devam ettirir.Fobiler, neden olarak gösterilen uyaranla orantılı olmayan şiddette ortaya çıkan sıkıntı hissi ve bu abartılı sıkıntı hissinin mantıksız olduğunu bilmesine karşın bireyin kaçınma davranışlarını engelleyemediği yer, durum, nesne ve işlevlere ilişkin duygu ve tepkilerini tanımlar. Bu durum bireyin özgürce yaşamasını engeller ve günlük etkinliklerini kısıtlayarak, yaşam kalitesini düşürür.

Sosyal fobi ise anksiyete bozuklukları arasında en sık görülen bozukluk türü olup, en az 6 ay süreyle kişinin başkaları tarafından değerlendirilebileceği durumlardan kaçması bundan kaygı ve korku duyması olarak özetlenebilir. Sosyal fobinin başlangıç yaşı 13-24 yaş arasındadır. Sosyal fobiklerin tedaviye başvurma süresi yapılan çalışmalar sonucunda 6 aydan 20 yıla kadar uzayabildiğini göstermektedir. Görülme sıklığı ise yüzde 25’e kadar ulaşabilmektedir. Alan çalışmalarına göre kadınlarda daha sık görülürken klinik çalışmalarda ise erkeklerde daha sık gözlenmiştir. Bunun nedeni erkeklerin tedaviye daha çok başvurması olabilir.